Denizevleri 212. Sokak No:7 Atakum/SAMSUN
+90536 973 4679

Erasmus’un “Özgür iradeyi” reddeden ayetleri nasıl kullandığına ilişkin Lutherin görüşleri

İradenin tutsaklığı Martin Luther

Erasmus’un “Özgür iradeyi” reddeden ayetleri nasıl kullandığına ilişkin Lutherin görüşleri.  

Tez 1: Tekvin 6:3.
Tez 2:  Tekvin 8:21 ve Tekvin 6:5.
Tez 3: İşaya 40:1-2.
Tez 4: İşaya 40:6-7. 
Tez 5: Yeremya 10:23.
Tez 6:Süleymanın Meselleri 16:1.
Tez 7: Yuhanna 15:5
Tez 8: İnsanın Tanrı’yla işbirliği yapması “özgür iradeyi” kanıtlamaz.

Sonuç Sonunda, “özgür iradenin” yanlış olduğunu kanıtlamak için kullandığım ayetlere değindiğin bölüme geldik.

Tez 1:   Tekvin 6:3  “Ve RAB dedi: Ruhum adam ile ebediyen çekişmeyecektir, çünkü o da ettir ” (Luther)

İlk olarak sen, buradaki “et” kelimesinin insan zayıflığı olduğunu söylüyorsun. Buradaki anlam Pavlus’un I. Korintliler 3:1-3’de Korintlilere “doğal benliğe uyanlar” diye seslendiğindeki aynı anlamdır. Pavlus burada zayıflığa değil, bozulmuşluğa değiniyor. Musa da, sadece şehvet duygusundan evlenip, artık Kutsal Ruh’un onlarla beraber olmasına imkan vermeyecek derecede dünyayı vahşetle dolduran kişilere sesleniyordu. Sen de farkedeceksin ki, KutsalYazılar’da ne zaman “benlik”, “Ruh”la karşılaştırılırsa, bu benliğin Tanrı’nın Ruh’una karşıt olduğu belirtilir. Bu kelime sadece tek başına kullanıldığında fiziksel beden anlamına gelir. Bu nedenle, ele aldığımız bölüm şu anlama gelmektedir: “Nuh ve diğer kutsal insanlarda olan benim Ruhum, bu adamların vaaz ettiği söz aracılığıyla tanrısızları azarlar. Ancak hepsi boşadır çünkü tanrısızlar benlikleriyle körleşmişler ve katılaşmışlardır ve yargılandıkça daha da kötüleşirler”. Bu her zaman olmaktadır ve eğer insanlar Kutsal Ruh’un aralarında işlemesine rağmen kötüden daha da kötüye gidiyorlarsa, öyleyse Ruh olmaksızın kesinlikle ümitsiz olmalıdırlar. “Özgür irade” günah işlemekten başka hiçbir şey yapamaz.

Sonra bizlere o ayetin tüm insanlar için değil ama yalnızca o zaman yaşayanlar için olduğunu söylüyorsun. Bu da işe yaramaz çünkü Mesih, tüm insanları kastederek şöyle demiştir: “Bedenden doğan bedendir” (Yuhanna 3:6). Bu durumun ciddiyetini vurgulamak için de şunu söylemiştir: “Bir kimse yeniden doğmadıkça Tanrı’nın Egemenliğini göremez” (Yuhanna 3:3).

Ama sen diyorsun ki bu ayet Tanrı’nın yargısından değil, merhametinden bahsediyor. Ancak yapman gereken tek şey ayetten önce ve sonra neler dendiğini okumak. Bu sözlerin öfkeli bir Tanrı’nın sözleri olduğuna şüphe yoktur. Bu nedenle elimizdeki ayet “özgür iradenin” karşısındadır. İnsanın içinde iyi olanı yapmak için güç olmadığını ve yanlızca Tanrı’nın yargısını hakkedebileceğini gösterir.

Tez 2:   Tekvin 8:21 “Adamın yüreğinin tasavvuru gençliğinden beri kötüdür”.

Ayrıca bak. Tekvin 6:5  “Ve her gün yüreğinin düşünceleri ve kuruntuları  ancak kötü idi”

Çoğu insanın kötü olabileceğini ve bunun onları “özgür iradelerinden” yoksun bırakmadığını söyleyerek bu ayetin basit anlamını gözardı etmeye çalışıyorsun.

Ancak Tanrı burada çoğu insandan değil, tüm insanlardan bahsetmektedir. Tufan’dan sonra Tanrı artık insanlara hakkettikleri gibi davranmayacağını söyler. Eğer öyle davransaydı, hiç kimse kurtulamazdı. Tufan’ın öncesinden ve sonrasında Tanrı, insanların bazılarını değil, tümünü kötü olarak ilan etmektedir. İnsanın günahını kolayca düzeltilebilecek birşeymiş gibi hafife alıyorsun. Fakat bu ayet bize insanın tüm gücünü kötülük yapmak için kullandığını söylemektedir. Ayetin İbranicesine neden bakmıyorsun? Musa aslında şöyle diyor: “Adamın yüreğinin düşüncelerinin her eğilimi her zaman yanlızca kötüydü” (Tekvin 6:5). Artık kötünün olası olması diye birşey yoktur. İnsanın hayatı boyunca kötüyü düşündüğün- den başka hiçbir şey söylememektedir Tanrı. Şöyle cevap verebilirsin: “Eğer tövbe etmek insanın gücünde olan birşey değilse, Tanrı insanlara tövbe etmeleri için neden zaman tanıyor?” Daha önce de birçok kez dediğimiz gibi, cevap şudur ki, Tanrı’nın bir buyruk vermesi, o buyruğa itaat etme gücümüzün olduğu anlamına gelmez. Tanrı bize sorumluluklarımızı gösterir, ancak bunu bizim yapabileceğimizi kanıtlamak için değil, bizleri alçaltmak ve yapamayacağımızı itiraf etmemiz için yapar!

Tez 3:   İşaya 40:1-2      “Allahınız diyor: Teselli edin, kavmımı teselli edin. Yeruşalimin yüreğine söyleyin; savaş zamanı doldu, fesadı bağışlandı, bütün suçları için Rabbin elinden iki kat karşılık aldı, diye ona çağırın”

Bu ayet, Tanrı’nın bağışlamasının, onu hiçbir şekilde hakkedemeyecek ya da kazanamayacak olanlara verildiği anlamına gelir. Ancak sen, aynı fikirde değilsin. Bunun anlamının lütuf değil, Tanrı’nın günahlarımıza karşılık öç alması olduğunu söylüyorsun. Bence bu ayet, müjdede açıklanan Tanrı’nın günahları bağışlamasından söz ediyor! Ayete bir bakalım.

“Teselli” kelimesinin Tanrı’nın yargısının uygulan- ması anlamına gelmediğini varsayıyorum! Ve sonra şöyle diyor: “Şefkatle söyleyin Yeruşalime”*. Bunun anlamı şudur: “Yeruşalimin yüreğine sevgi sözleri – tatlı, şefkatli sözler – söyleyin”. Sonra, “savaş zamanı” sözüyle ise, insanın yasanın gereklerini yerine getirerek bağışlanma kazanmaya çalışırken içinde bulunduğu korkunç güçlük anlatılmak istenir (bak. Elçilerin İşleri 15:7-10). Tanrı’nın karşılıksız bağışlamasından ötürü savaş zamanı sona ermiştir. İnsanların Rabbin elinden iki kat almaları, hem günahlarının bağışlanması hem de yasanın korkunç yükünden özgür kılınmaları anlamına gelir. Bu bağışlanma ve özgürlük onun “bütün suçları” içindir, ki bu da İsrail’in tamamıyla günahta olduğu anlamına gelir. Lütuf, “özgür iradenin” çabalarının ödülü değildir. Lütuf, günaha ve tüm hakkettiklerine rağmen verilir.

Tez 4:  İşaya 40:6-7       “Bütün beşer ottur ve onun bütün güzelliği kır çiçeği gibidir. Ot kurur, çiçek solar, çünkü üzerinde Rabbin soluğu eser” (Luther)

Bu ayetteki “soluğun” öfke, ve “beşer”in Tanrı’nın gücü karşısında hiçbir kuvveti olmayan insan zayıflığı olduğunu söylüyorsun. Tanrı’nın gazabının, insanın zavallı güçsüzlüğünden başka kurutacağı şey mi kalmadı? Bu güçsüzlüğü diriltmesi gerekmez mi?

Sonra diyorsun ki, “kır çiçeği” maddesel şeylerin kazandırdığı zenginliğin verdiği gururu temsil eder. Ancak bu doğru olamaz. Yahudiler, tapınakları, sünnetli olmaları ve kurbanlarıyla gururlanmışlardı.Greklerise bilgeliklerinden. Bu nedenle Tanrı’nın soluğuyla dağıtılan şeyler, insanın sözde doğruluğuyla yaptığı işler ve insan bilgeliğidir. Bu ise İşaya’nın kullandığı “bütün beşer” ifadesiyle kanıtlanır. Sadece bazı insanlar maddesel zenginlikleriyle gurur duyarlar ancak tüm insanlar doğal olarak insan işleri ve bilgeliğiyle övünürler.

Bu noktada Yuhanna 3:6’ya dikkatlice bakmak önemlidir: “Bedenden doğan bedendir, Ruh’tan doğan ruhtur”. Bu ayet, Tanrı’nın Ruh’undan doğmamış olan herşeyin beden olduğunu açıkça gösterir. Doğal insanın yanlızca bir kısmının, büyük bir kısmının beden olduğu anlamına gelmiyor. İnsanın en mükemmel yanının da bedeni olduğunu da kesinlikle söylemiyor. Açıkça, Tanrı’nın Ruh’undan ayrı olarak her insanın “beden” (doğal benlik) olduğunu ve bu nedenle Tanrı’nın yargısına maruz kalacağını söylüyor.

Bunun doğru olmadığını düşünüyorsun. Dışarıda bir yerde, kimse görmese ve Tanrı onu bağışlayacak olsa bile kötü bir şey yapmaktansa bin kere ölmeyi tercih edecek insanların olduğunu düşünüyorsun. Ama sen hala dışsal davranışlara bakıyorsun. Yüreğe bakmalısın. Böyle insanlar olsa bile, davranışları yanlızca kendilerini yüceltir çünkü Tanrı’nın Ruh’undan ayrı olarak davranışlarıyla Tanrı’yı yüceltmek için hiçbir arzuları yoktur.

“Bedenin” (benliğin) mutlaka tanrısız olduğunu söylemenin gerekli olup, olmadığını soruyorsun. Buna evet demeliyim çünkü bir kişide Tanrı’nın Ruh’u yoksa o kişi tanrısızdır. Kutsal Yazılar, Ruh’un tanrısızları aklamak için verildiğini belirtir. İsa, bedenden doğanın Tanrı’nın Ege- menliğini göremeyeceğini söylemiştir. Tanrı’nın Krallığıyla, Şeytan’ın Krallığı arasında ortada bir yer yoktur. Bir kişi eğer Tanrı’nın Krallığında değilse, Şeytan’ınkinde olmak zorundadır.

Sonra şunu soruyorsun: “Bir kişi Ruh’tan doğmuş olduktan sonra bile benlikten başka bir şey olmadığını nasıl öğretebilirim?” Böyle bir şeyi nerde hayal ettin? “Benlik” (beden) ile “Ruh” arasında kesin hatlarla belirlenmiş bir ayrım yaptım. Ruh’tan doğmuş olmayan adam, bedendir. Ruh’tan doğan ise Ruhtur – benliğin halen varolan ve kişiyi rahatsız eden kısımlarının dışında.

Tez 5:   Yeremya 10:23  “Ya Rab, bilirim ki, insanın yolu kendi elinde değildir; adımlarını doğrultmak yürüyen insanın elinde değildir”

Yine burada ayetin basit anlamını çarpıtıyorsun. Bu ayetlerin, olayların mutsuz sonuçlanmasının sebebi insan değil, Tanrı olduğunu ve tüm bunların “özgür iradeyle” hiçbir ilgisi olmadığını söylüyorsun. Ancak Yeremya’nın sözlerinin açıklanmaya ihtiyacı var mı? Yeremya’nın demek istedeği şey çok açıkça, insanların Tanrı’nın Sözü’nü reddetmekteki inatçılığı, insanın kendi gücüyle iyilik yapamayacağına onu ikna ettiğidir.

Ama yine de senin düşüncenin doğru olduğunu varsayalım – bunun ne faydası olur? Eğer insan doğal olayların iyi sonuçlanmasını etkileyemiyorsa, nasıl olur da kendi ruhsal durumu için bir şey yapabilir?

Çoğu insanın doğru şekilde yaşamak için Tanrı’nın lütfuna ihtiyacı olduğunun farkında olup her gün Tanrı’nın yardım etmesi için dua ettiklerini söylüyorsun. Bunu yapmakla da insansal çaba gösterdiklerini ileri sürüyorsun. Ancak burada “özgür iradenin” gücünü ispatlamıyorsun. İçinde Tanrı’nın Ruh’u bulunanlardan başka kim Tanrı’dan yardım isteyecek? Dua eden, Ruh aracılığıyla bunu yapar (Romalılar 8:26-27).

Tez 6:   Süleymanın Meselleri 16:1 “İnsan aklıyla çok şey tasarlayabilir, ama dilin vereceği yanıt RAB’dendir” (Luther)

Sen yine bu ayetin hayatın güncel olaylarıyla ilgili olmasını istiyorsun. Ben de yine aynı şekilde cevap vereceğim. Dediğin doğru olsa, içinde bulunduğumuz ruhsal duruma kendi kendimize karar veremeyeceğimiz daha belirginleşir. Gelecekteki herşeyin Tanrı tarafından belirlenmiş olduğu gerçeği bizlerde Tanrı korkusu yaratmalıdır.

Bu ayeti, aynı kitaptan iki ayetle daha ilişkilendiriyorsun: Sül. Mes. 16:4 – “RAB herşeyi amacına uygun yapar, kötü kişinin yıkım gününü de O hazırlar” (Luther). Bu ayetin Tanrı’nın her yaratığı kötü olarak yarattığı anlamına gelmediğini belirtmekle çok iyi bir şey yaptın. Bravo! Ben de kötü yarattı demedim ki!

Sül. Mes. 21:1 – “Kralın yüreği RAB’bin elindedir, kanaldaki su gibi onu istediği yöne çevirir* ” (Luther).  “Çevirir” kelimesinin “zorlar” anlamına gelmediğini söylüyorsun. Tanrı’nın, kral’ın tutkularına izin vermesiyle kralın kötülük yapmaya meyilli olduğunu ileri sürüyorsun. Fakat Tanrı’nın izni ya da çevirmesi hakkında ne düşündüğün önemsizdir çünkü hiçbir şeyin Tanrı’nın iradesi ve işleyişi dışında gerçekleşmediği halen bir gerçektir. Ayet tek bir kişi, kral, hakkında konuşuyor. Eğer bir kişi için bu doğruysa, hepsi için doğrudur.

Tez 7:   Yuhanna 15:5 “Ben asmayım, siz çubuklarsınız. Bende kalan ve benim kendisinde kaldığım kişi çok meyve var. Bensiz hiç bir şey yapamazsınız.

İşte bu ayet, kimsenin ondan kaçamayacağını söylediğim ayettir fakat sen küçücük “hiçbir şey” kelimesini alıp, boğazını kestin! Bunun “hiçbir şeyi mükemmel olarak” anlamına geldiğini ve bu nedenle de ayetin “bensiz hiçbir şeyi mükemmel olarak yapamazsınız” şeklinde algılanması gerektiğini söylüyorsun. Karşımızdaki soru, ayetin o anlama gelebileceği değil, fakat gelip, gelmediğidir. Yani sen diyorsun ki, Mesihsiz bizler “biraz kusurlu birşeyler” yapabiliriz. Herhalde “hiçbir şey O’nsuz olmadı” diyen Yuhanna 1:3 de “O’nsuz biraz kusurlu birşeyler yaratılmıştı” anlamına gelir! Ne saçmalık! Kutsal Yazılara böyle yaklaşmak son derece tehlikelidir. İnsanların vicdanlarına ulaşmanın yolu da bu değildir. Şundan emin olalım ki, “hiçbir şey” demek “hiçbir şey” demektir.

Şeytan’ın egemenliği altında, insan artık ne özgürdür ne kendi gücü vardır ama günahın ve Şeytan’ın kölesidir ve sadece hükümdarının arzuladıklarını isteyebilir. Ayetin geri kalanını gözardı ediyorsun: “Bir kimse ben- de kalmazsa çubuk gibi dışarı atılır ve kurur. Böylelerini toplar, ateşe atıp yakarlar” (ayet 6). Mesih’ten ayrı olarak insan, Tanrı tarafından tamamıyla kabul edilemez durum- dadır ve ateşe atılır.

Kendi tezini desteklemek için neden I. Korintliler 13:2’den alıntı yaptığını anlayamıyorum.“Eğer peygamberlikte bulunabilsem, bütün sırları bilsem ve her türlü bilgiye sahip olsam, eğer dağları yerinden oynatacak kadar büyük bir imanım olsa, ama sevgim olmasa bir hiçim”. Bir kimse eğer sevgisizse, Tanrı’nın karşısında gerçek anlamda bir hiçtir çünkü bu sevgi lütfun bir armağanıdır. Sonuçta şu ortaya çıkar: “hiçbir şey”, hiçbir şey demektir, ve bunu hiçbir şey değiştiremez. “Özgür irade” hiçbir şey yapamaz ve hiçbir şeydir.
 

Tez 8:   İnsanın Tanrı’yla işbirliği yapması “özgür iradeyi” kanıtlamaz.

İnsanın, Tanrı’nın işlerindeki işbirliğini göstermek için bir dizi örnek veriyorsun. Örneğin, “hasadı toplayan işçidir ancak veren Tanrıdır”. İnsanın Tanrı’yla olan işbirliğinin farkındayım ama bu “özgür iradeyi” kanıtlamaz. Tanrı’nın gücü herşeye yeter. Yanlızca kendisinin yarattığı herşeyin üzerinde hakimdir. Bu, tanrısızları ve aklayarak Tanrı’nın krallığına aldığı kişileri de kapsar. Tüm insanlar, Tanrı’nın onlar için istediklerini izlemek ve onlara itaat etmek zorundadırlar.

Tanrı evreni yaratırken insan hiçbir katkıda bulunmadı. Yaratılmış olan insan Tanrı’nın yaradılışı olarak varlığını sürdürmeye de bir katkıda bulunmaz. İnsanın yaradılışı ve sürekliliği tamamıyla yardımımız olmaksızın bizleri yaratıp, koruyan Tanrı’nın kudretli gücü ve iyiliğinin sorumluluğundadır.

Ruh’un krallığınının yeni yaradılışına girmek üzere yenilenmesinden önce, bu yeni yaradılış ve krallık için kendisinin hazırlanmasında kişinin hiçbir payı yoktur. Aynı şekilde kişi yeni yaradılışı giyindiğinde, bu krallıkta korunmak için bir katkıda bulunmaz. Yenilenişimizde, yanlızca Kutsal Ruh, bizim yardımımız olmaksızın bizleri hem yeniler hemde korur.Yakup şöyle der: “O, yarattıklarının bir anlamda ilk meyveleri olmamız için bizi, kendi isteği uyarınca, gerçeğin bildirisiyle yaşama kavuşturdu” (Yakup 1:18). (Yakup, burada yeni yaradılıştan bahsetmektedir). Ancak Tanrı, bizlerin haberi olmadan bizleri yenilemez, çünkü Tanrı bizleri O’nunla işbirliği içinde olalım diye yeniler ve korur.

Tüm bunlarda “özgür iradenin” payı nerede? Ona ne kaldı? Hiçbirşey! Kesinlikle hiçbir şey!


Sonuç
Bu tartışmayı daha da kızdırmak değil, ışığa çıkarmak istiyorum. Ancak eğer bazen çok sivri bir şekilde tartıştıysam hatamı kabul ediyorum, eğer bu bir hataysa. Ama hayır; verdiğim tanıklığın Tanrı’nın amacı için tüm dünyaya daha büyük bir önemle ulaştığından eminim. Tanrı bu tanıklığı son günde de onaylasın! Tembelce, ya da aldatmacalarla değil ama yeter ve artar derecede güçle gerçeğin yolunda kaldığımı söyleyen diğerlerinin tanıklıklarıyla kabul edilen benden daha mutlu kim olabilir!

Eğer sana karşı acıymış gibi gözüküyorsam, bağışlamanı diliyorum. Kötü amaçla böyle davranmadım; ancak isminin sahip olduğu güçle Mesih’in amaçlarına verdiğin zarar beni endişelendirdi. Kalemine bu denli hakim olan hangi insan, gerektiği yerde sıcaklık göstermez? Sen bile çoğu zaman bana ateşli oklar atıyorsun. Ancak bunların, bu tartışmayla hiçbir ilgisi yoktur, ve bu tartışmayı yapan bizler de yaptıklarımız için birbirimizi bağışlamalıyız; çünkü bizler yanlızca insanlarız ve insanlığın karakterine yabancı olmayan herşey bizde de vardır. Buna sebep olan Rab, senin gözlerini açsın ve O’nu yüceltmene yardım etsin. Amin.

Ek: Bu karşıt görüşlülüğün sonraki safhaları ve bugünkü önemi.

Luther’in “İradenin Tutsaklığı” adlı kitabının ardında yatan bu tartışmadan 20.yy okuyucusu ne anlam çıkarmalıdır? Bu kısaltılmış ve basitleştirilmiş kitabı okurken, Luther’in büyük tartışma yeteneğinden etkilenmiş olmalısınız. Ancak bizi ilgilendirmesi gereken şey, Luther’in savunduklarının Kutsal Kitaba uygun olup, olmadığıdır. Eğer yazdıkları, Tanrı Sözü’nün öğretileriyse, bu yazılanları bugün de önemsemeliyiz.

Bazı insanlar basitçe, Luther’in hakkında yazdığı şeylere şimdi Kalvinizm dendiği sonucuna varıp, göz ardı ederler. Günümüz Lutheran kilisesi aynen bunu yapmıştır ve çağımız müjdesel Hıristiyanlarının da aynı şeyi yapacakları şüphesizdir.

Reformasyon zamanına bakacak olursak, Luther, Zwingli, Calvin, Bucer, Beza, Melancthon, John Knox gibi Protestan liderlerinin, insanın doğası gereği, kurtuluşu kazanmak için bir şey yapmaya yetisinin olmadığı ve Tanrı’nın lütfunda tamamıyla kadir olduğu üzerinde hemfikir oldukları açıkça görülür. Reform görüşünü benimseyenler bazı konularda ayrılmış olsalar bile hepsi, bu konu üzerinde birleşmişlerdir. Bunun, Reformasyon’un temel öğretisi olduğunu söylemek doğru olur. Çoğu zaman, imanla aklanma öğretisi reformasyon teolojisinin merkezi gerçeği olarak düşünülür. Ancak reformcular, Elçi Pavlus’un öğretisine geri dönerek, günahkarın kurtuluşunun tamamıyla Tanrı’nın karşılıksız lütfuna dayandığını vurgulamışlardır. İmanla aklanma öğretisi önemlidir çünkü insanın yanlızca Tanrı’nın lütfuyla kurtulmuş umutsuz bir günahkar olduğu ilkesini güvence altına alır. Ancak Reformasyon öğretisinin merkezi, Tanrı’nın lütfunun kadir ve karşılıksız olduğu gerçeğiydi.

Reformcuların savunduğu düşünceye karşıtlık hiçbir zaman asla durmadı. İnsanın tamamıyla çaresiz olduğunu reddeden ve kurtuluşun aslında bizlerin yaptığı bazı şeylere dayandığını söyleyen Arminian yanlış öğretisi bu teolojiye ateşli bir şekilde karşı çıkmıştır. Tüm bunlar 1603 yılında Hollanda’daki Leyden Üniversitesi’nde teoloji profesörü olan Van Harmen (Arminius) adında bir adam tarafından öğretilmiştir. 1618 yılında Dortrecht’te (Dort) uluslararası bir konsil toplanmış ve altı ay boyunca bir araya gelmiştir. Arminius’un öğretileri ve onu destekleyenler reddedilmiş ve suçlanmıştı.

Arminianizm, Dort Konsil’iyle ölmedi. John Wesley bu öğretiyi yaygınlaştırdı ve bugün halen çok popülerdir. Arminian öğretisinin yaptığı şey, günahkarların kurtuluşunu Tanrı ile günahkarlar arasında bölmektir. Kurtuluş işinin bir kısmının Tanrı bir kısmının ise kendileri tarafından yapıldığı söylenir. Reformcuların üzerinde birleştikleri Kutsal Kitap öğretisi buna rağmen, insanın kurtuluşundaki tüm payı Tanrı’ya çıkarır. Kurtuluş, Tanrı’nın kudretli lütfuna, Mesih tam ve mükemmel hizmetine ve Kutsal Ruh’un etkili ve kadir işleyişine bağlıdır. Tüm gör- kem Tanrı’ya verilir: “kurtuluş Rab’dendir”.

Arminianizmin kurtuluş konusundaki öğretisi, Roma’nın kine çok yakındır çünkü her ikisi de insanın iş- birliği olmadan Tanrı’nın insanı kurtaramayacağını öğretir! (Eğer günahkarın işbirliği gerekliyse, Tarsus’lu Saul nasıl kurtulacaktı?) Arminian öğretisi, işler dinini savunan ve Yeni Antlaşma Hıristiyanlığını ret ve inkar eden bir teolojidir. İman için kendine güvenmek, iyi işler için kendine güvenmekten farksızdır. Biri, diğer kadar Hıristiyanlık karşıtıdır.

Biraz önce okumuş olduğunuz kitap, hayati önem taşıyan bir konu hakkındadır. Luther’in uğruna savaştıkları için bu gün halen savaşılmalıdır. Reformcuların savundukları, bugün halen savunulmalıdır. Luther ve diğer reformcular, Kutsal Kitap’ta da çok açıkça belirtilen lütufla kurtuluşu öğretmişlerdir. Bugün, bundan daha önemli hiçbir konu yoktur. Luther yazmış olduklarına bugün de ihtiyaç vardır! Tanrı Sözü hiçbir zaman eskimez ve her zaman olduğu gibi bugün de insanlığa konuşmaktadır.

* “Yeruşalimin yüreğine söyleyin” ifadesi, ayetin İngilizce çevirisinde “Şefkatle söyleyin Yeruşalime” olarak geçmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.