Denizevleri 212. Sokak No:7 Atakum/SAMSUN
+90536 973 4679

Erasmus’un öğrettikleri hakkında Luther’in düşünceleri

İradenin tutsaklığı Martin Luther
Üçüncü Bölüm

Erasmus’un öğrettikleri hakkında Luther’in düşünceleri.Tez 1:  Erasmus’un metodu.Tez 2:  Erasmus’un ayetleri çarpıtması.Tez 3:  Erasmus’un Firavun’un yüreğinin katılaştırılmasını “açıklaması”.Tez 4:  Tanrı’nın insan doğasını kullanışı.Tez 5:  Tanrı’nın insanı katılaştırma yöntemi.Tez 6:  Tanrı’nın Firavun’un yüreğini katılaştırması.Tez 7:  Erasmus’un Romalılar 9:15-33’ü yorumlayış biçimi.Tez 8:  Doğal mantık, Tanrı’nın iradesinin kudretini kabul etmelidir.Tez 9:  Romalılar 9:15-33’e ilişkin – devam.Tez 10: Tanrı’nın kadirliği ve “özgür irade” bir  arada yaşayamazlar.Tez 11: Erasmus’un Malaki 1:2-3’ü yorumlayış biçimi.Tez 12: Çömlekçi ve kil.Tez 13: Tanrı’nın doğruluğu.Tez 14: Pavlus, insanın kurtuluşu konusunda yanlızca Tanrı’ya pay çıkarır.Tez 1:   Erasmus’un metodu.“Özgür iradeyi” desteklemek için çok sayıda ayet toplayarak karşıtlarını korkutmaya çalışıyorsun. Sonra da bizlerin düşüncesini destekleyen sadece iki tane ayet (Çıkış 9:12 ve Malaki 1:2-3) olduğunu söyleyerek bizleri aptal konumuna düşürmeye çalışıyorsun. Pavlus’un Romalılar 9. Bölümde söylediklerinden hiç de etkilenmiş gözükmüyorsun!Buna rağmen, ben bu iki ayeti alacağım ve bizlerin düşüncelerini ne denli güçle desteklediğini göstereceğim.

Tez 2: Erasmus’un ayetleri çarpıtması.

Bir ayetin bariz olan anlamını göz ardı etmek için yeni bir yol icad etmişsin. “Özgür iradeye” çok açık olarak karşı çıkan ayetlerde yatan gerçek anlamın ortaya çıkarılması için “açıklanmaları” gerektiğinde ısrar ediyorsun. Ancak biz, ayetlerin doğal şeklinin ifade ettiği anlama tutunmanın saçma olacağı durumlarda yanlızca böyle bir “açıklamanın” gerekli olduğu konusunda ısrar etmek zorundayız. Başka her tür durumda, Tanrı’nın insanlar arasında yaratmış olduğu konuşma teknikleri ve gramer kurallarının belirlediği kelimelerin doğal ve basit anlamlarına bağlı kalmamız gerekmektedir. Eğer bunun tersini yaparsak, hiçbir yerde hiçbir şeyden emin olamayız. Bir “açıklamanın” gerekli olabileceğini iddia etmek yeterli değildir. Her durumda bir “açıklamanın” gerekli ya da şart olup olmadığını sormalıyız. Eğer gerekli olduğunu ispatlayamazsak, hiçbir şey elde edemeyiz.Senin “açıklamalarına” bir örnek, Çıkış 4:21’i nasıl ele aldığındır: “Ben onun yüreğini sertleştireceğim”. Sen bu ayetin, “Onun yüreğinin sertleşmesine izin vereceğim” anlamına geldiğini söylüyorsun çünkü bizler bazen “Seni mahvettim” dediğimizde “Hata yaptığında seni düzeltmedim” demek istediğimizi ileri sürüyorsun. Fakat bu sözlerin anlamı çok açıktır. “Açıklanmaya” ihtiyacı yoktur. Tanrı Sözü, basit anlamıyla, sözcüklerin ifade ettiği şekliyle anlaşılmalıdır. Tanrı’nın sözlerini canımızın istediği gibi yeniden yazamayız. Yoksa kendimizi, “Tanrı gökleri ve yeri yarattı” sözünü “Tanrı onları bulundukları yerlerine koydu fakat yoktan var etmedi” şeklinde “açıklarken” bulabiliriz! Bu uygulamayı takip etmek, Kutsal Kitabı açtığı anda herkesin bir teolog olabileceğini söylemek olur!

Tez 3:   Erasmus’un Firavun’un yüreğinin katılaştırıl- masını “açıklaması”

“Ben onun yüreğini sertleştireceğim”sözünü şöyle yorumluyorsun: “Günahkarlara sabretmemi sağlayan ve böylece onları tövbeye yönlendiren katlanışım, yaptığı kötülüklerde Firavun’un daha da inatçı olmasına yol açıyor”. Romalılar 9:18 ve İşaya 63:17’yi de aynı şekilde algılıyorsun. Fakat, bunların doğru açıklamalar olduğuna dair yalnızca senin sözün var. Doğru, Origen ve Jerome’dan alıntılar yapıyorsun fakat onların da doğru olduğuna kim beni ikna edecek?Kısacası, senin “açıklamaların” bu ayetlerin anlamlarını baş aşağı çevirmektedir. Tanrı “Ben onun yüreğini sertleştireceğim ”diyor. Sen ise O’na “Firavun kendi yüreğini sertleştirecek” dedirtiyorsun. Firavun’un kendi kalbini katılaştırmasını Tanrı’nın merhametine bağlıyorsun. Eğer böyle devam edersen, Tanrı’nın merhametini öfkeye ve Tanrı’nın öfkesini ise merhamete dönüştüreceksin. Tanrı’nın merhametinin bazı insanların katılaştırılmasına yol açabileceğini tabi ki biliyoruz fakat öfkesinin de bunu yapabileceği bir gerçektir. Tanrı’nın merhametinin bazı yürekleri yumuşatabileceğini biliyoruz fakat öfkesi de buna sebep olabilir. Tüm bunlar Tanrı’nın merhametini gazabıyla karıştırmaya mazeret değildir. Tanrı, Firavun’un yüreğini katılaştıracağını söyledi ve ona eziyet ederek on bela ile cezalandırdı. Ve sen bu belaları Tanrı’nın merhametinin göstergesi olarak gösteriyorsun! Bundan daha çılgın bir düşünce ne olabilir ki! Firavun her tövbe ediyor gibi görünüşünde Tanrı’nın bu belaları erteleme- sinde de Tanrı’nın merhameti etkindi fakat bu belalar Tanrı’nın Firavun’un yüreğini katılaştırarak onu cezalandırmak için kullandığı yollardı.Diyelim ki Tanrı, işlenen günahları hemen cezalandırmayarak, günahkarlara katlandığı zaman onların yüreklerini katılaştırır. Yürekler, Kutsal Ruh aracılığı dışında başka hiçbir şekilde yumuşatılamaz. Bu nedenle, ne şekilde olursa olsun yürekler Tanrı’nın isteğiyle katılaştırılır ve aynı Tanrısal iradenin hükmüyle yumuşatılır.Şöyle diyorsun: “Nasıl aynı güneşle çamur katılaşır ve mum erirse; nasıl yağmurla ekilmiş toprak meyve verir, ekilmemişler diken çıkarırlarsa; Tanrı’nın aynı katlanışıyla da bazıları katılaşır bazıları ise Mesih’e gelir”. Fakat bu sana hiçbir fayda sağlamıyor. Herkesin aynı olduğu -yani, “özgür iradeye” sahip olduğu- görüşünde devam ediyor- sun. Fakat insanları birbirinden ayıran Tanrı’nın yapmış olduğu seçimdir. Seçilmişlikten ayır olarak insanlar yanlızca Tanrı’ya itaatsizlik etmekte özgürdürler. Ama sen seçilmişlik olmadığını söylüyorsun. Sonuç olarak ise güçsüz bir Tanrı ve O’nu tanımadıkları için kurtulamayan ve lanetlenmiş kadın ve erkekler ortaya çıkmaktadır. Tanrı iyiliğini insanların önüne yanlızca koyabilmekte ve belki sonra da çıkıp bir ziyafete gitmekten başka birşey yapamamaktadır. İnsan mantığının yapabileceğinin en fazlası budur. Ama sen iki tane “özgür irade”  mum ve kil; ekilmiş ve ekilmemiş) ortaya çıkararak işleri daha da karıştırdın. Bu örneklerin sana hiçbir faydası yoktur. Eğer müjdeye yağmur ve güneş; kil ve ekilmemiş toprağa seçilmemişler; mum ve ekilmiş toprağa da seçilmişler dersek bu örnek bir anlam ifade eder. Seçilmemişler müjde aracılığıyla daha da kötü bir duruma düşürülürlerken seçilmişler daha iyileştirilirler.İyi olan Tanrı’nın böyle birşey yapmasının saçma olacağı için Tanrı’nın iyiliği karşısında Firavun’un kendi yüreğini kendisinin katılaştırdığını söyleyerek bir “açıklama” ortaya attın. Kim böyle birşeyin saçma olduğunu söylüyor? İnsansal mantığımız buna karşı çıkıyor. Kör, sağır ve tanrısız olan insansal mantığımızla Tanrı’nın hareketlerini yargılayacak mıyız? Öyleyse tüm Hıristiyan inancı saçmadır. Pavlus’un 1. Korintliler 1:23’de dediği gibi, Tanrı’nın bir bakirenin oğlu olarak doğup, çarmıha gerilip, Baba’nın sağında oturması Grekler için saçmalık, Yahudiler için de bir tökezleme taşıdır. İnsan mantığıyla bunlara inanmak kesinlikle saçmalıktır.Sen, insanın kendi yüreğini katılaştırmaktan sorumlu olduğunu söyleyerek konuya açıklık getirmedin. Halen, yapılması imkansız olan şeyler için Tanrı’nın nasıl “özgür irade” gerektirdiğini açıklaman gerekiyor. Tanrı, “özgür iradeyi” başka hiçbir şey yapamayacağı halde nasıl günah işlemekle suçlar ki? Mantığa başvuruyorsun. Ancak bunların hepsi eşit derecede insan mantığına saçma gelirler.

Gerçek şudur ki dünyadaki tüm “özgür iradenin” kullanılması bile Kutsal Ruh’un işleyişi olmadan insanların kendi yüreklerini katılaştırmalarını durduramaz.Tanrı, Firavun’u o anda olduğu şekilde yaratmış olamaz çünkü Tanrı yaratma işini bitirdiğinde herşeyin iyi olduğunu görmüştü diyorsun. Ancak bu, Tanrı’nın düşüş- ten önceki orijinal yaradılışı için söylenmiş bir sözdür. O zamandan itibaren Firavun dahil olmak üzere hepimiz tanrısız ve çürümüş bir ırktan gelmiş bulunmaktayız. Bu sözler Tanrı’nın yarattıklarının Düşüşten sonraki durumları için söylenmiş olsalar bile, Tanrı’nın yaradılışını nasıl gördüğünü ifade ederler, insanların durumunu değil. Bizlerin gözünde kötü olan bir çok şey Tanrı’nın gözünde iyidir. Örneğin acılar, üzüntüler, hatalar, cehennem ve Tanrı’nın tüm işleri dünyanın gözünde kötüdür. Müjde ise bunların en iyisidir ancak dünya müjdeden nefret ettiği kadar başka hiçbir şeyden nefret etmez.

Tez 4:   Tanrı’nın insan doğasını kullanışı.

Bazı insanlar Tanrı’nın nasıl bizlerde kötü etkiler ortaya çıkarttığını, katılaştırdığını, bizleri tutkularımıza teslim edip, yanlış yola sapmamıza izin verdiğini öğrenmek isteyebilirler. Kutsal Kitabın bizlere açıkladıklarıyla yetinmeliyiz.Cevabım şudur ki, seçen lütuftan ayrı olarak Tanrı, insanlarla doğalarının gerektirdiği şekilde ilgilenir. Doğaları kötü ve sapkın olduğundan, Tanrı onları bıraktığında kötü ve sapkın davranışlarda bulunurlar. Ayaklarından bir ya da ikisi sakat olan bir ata binen bir adam düşünün. Bu adamın ata binişi, atının durumuna bağlıdır.Eğer at sendelerse, binici ne yapabilir ki? Adam atına, diğer sağlıklı atların eşliğinde binmektedir fakat diğerleri iyi durumda devam etse bile adamın kendi atı iyileştirilmedikçe sendelemeye mahkumdur.Gördüğünüz gibi Tanrı kötü insanlar aracılığıyla çalıştığında kötü şeyler ortaya çıkar. Ancak Tanrı’nın kendisi kötülük yapamaz. Tanrı kadirdir. Tanrısız insan Tanrı’nın yarattıklarındandır ve O’nun kontrolü altındadır. İnsanın kötülüğü yüzünden Tanrı kudretini askıya almaz. Tanrısız insanlar da içinde bulundukları durumu değiştiremezler. Sonuç olarak, Tanrı’nın Ruhu aracılığıyla Tanrı’yla doğru bir ilişki içersine sokulmadıkça insan, günah işlemekten ve sürekli sapmaktan başka hiçbir şey yapamaz.

Tez 5:   Tanrı’nın insanı katılaştırma yöntemi.

Tanrısızlar, Tanrı’yı hoşnut etme arzusunda değildirler. Onlar yanlızca kendilerini hoşnut etmekle ilgilenirler. Bencil tutkularından zevk almalarını engelleyen herşeyden nefret ederler ve onlara karşı savaşırlar. Tanrısızlar müjdeyle yüzleştirildiklerinde bu özellikle doğrudur. Müjde aracılığıyla Tanrı, Kendisine ve Sözü’ne karşı acı ve katı olsunlar diye onların sapkın arzularını ve kendilerine olan güvenlerini açığa çıkarır.Tanrı, insanların yüreklerinde yeni kötülükler yaratmaz. Orada bulunan kötülükleri, kendi iyi ve bilge amaçları için kullanır. II. Samuel 16:11’de Davud Şimei hakkında şöyle söyler: “Onu bırakında lanet etsin; çünkü Rab ona emretmiştir”. Fakat Tanrı Şimei’ye Davuda lanet etmesi için bir emir vermemiştir. Fakat Tanrı’nın kadir hükmü, Şimei’nin zaten kötü olan isteklerinin, kendisi için doğal olanı Tanrı’nın planladığı zamanda ve yerde yapmasını sağlamıştı.

Tez 6:   Tanrı’nın Firavun’un yüreğini katılaştırması.

Bunları aklımızda tutarak, Firavun olayına geri dönelim. Tanrı, Firavun’un yüreğinin doğasını Kutsal Ruh’u aracılığıyla değiştirmedi. Firavun’un iradesi kötü ve tanrısız olarak kaldı. Kendi yüceliği ve gücü ile gurur duyuyordu. Ve Tanrı onun karşına onu öfkelendiren birşey çıkardığında  Firavun,  kötülük içinde davranmaktan   kendini  alı koyamadı. Giderek kötüleşti ve mantıklı düşünüşü dinlemeyi reddetti.Kutsal Yazılardaki sözcükler basit anlamlarına göre anlaşılmalıdır. Tanrı, “Onun yüreğini katılaştıracağım” dediğinde, “Firavun’un yüreğinin katılaşmasına sebep olacağım” demektedir. Tanrı tam bir kesinlikle Firavun’un yüreğinin katılaştırılması gerektiğini biliyordu ve bunu tüm kesinlikle buyurmuştu. Tanrı, Firavun’a karşı yapacaklarını Firavun’un engelleyemeyeceğini de eşit derecede bir kesinlikle biliyordu. Ve sonuç olarak Tanrı, Firavun’un giderek kötüleşeceğini biliyordu. Ve kötü irade yanlızca kötülük yapabilir. Tanrı bu kötülüklerin karşısında bazı iyilikler gönderse de müjde gibi – kötü bir irade yanlızca daha da kötüleşebilir. Yürek, katılaşır.Kötü sonuçların doğmasını kesinleştiren bu etkiyi yaratmayı Tanrı neden bırakmıyor? Bunu istemek, Tanrı’dan Tanrı olmamasını istemektir. Tanrısızlar kötü tepki verecek diye iyilik yapmayı bırakan bir Tanrı düşünülemez.Tanrı, Firavun gibi kişilerin kötülüklerine neden engel olmuyor? Bu soru ise, Tanrı’nın gizli iradesine girmektedir, bu irade bizlerin bilgisini aşmaktadır (Romalılar 11:33). İnsan mantığına bağlı olan bir kimse bundan hoşlanmıyorsa, hoşlanmasın. Homurdanmak hiçbir şeyi değiştirmeyecek ve Tanrı’nın seçilmişleri sağlam bir şekilde duracaklar. Bir de Tanrı’nın Ademin düşmesine neden izin verdiğini soralım isterseniz! Tanrı’yı bazı kurallar üzerine oturtmaya çalışmamalıyız. Tanrı’nın yaptıkları, bizlerin onayladığı için değil, ama kendisi arzuladığı için doğrudur. Bunun tek alternatifi, Tanrı’nın üzerinde başka bir yaratıcı koymak olacaktır.Metne geri dönelim. Ayetlerin basit anlamlarını görmezlikten geliyorsun çünkü orada anlatılanlardan hoşlanmıyorsun ve kendi “açıklamanı” oluşturuyorsun. Fakat yazarın hedefini ve amacını keşfetmek için bir ayeti her zaman bulunduğu bölüme, içeriğe, bakarak değerlendirmeliyiz. Basit anlam şudur ki Tanrı, belalar aracılığıyla Firavun’un yüreğini katılaştırmayı amaçlamıştır. Fakat sen bunun Tanrı’nın Firavun’u hemen cezalandırması değil, Firavun’a katlanması aracılığıyla olduğunu söylüyorsun. Ama ayetin içinde bulunduğu bölümü bir oku. Firavun, İsrail’in Çocuklarına zulmederken Tanrı uzun bir süre sabırla beklemişti. Açıkça görülmektedir ki, Tanrı Firavun’un yüreğini katılaştıracağını söylediğinde bu sefer başka bir şey anlatmak istiyordu katlanışının süreceğini değil, bu tavrında bir değişiklik olacağını söylüyordu. Ve bunun neden olduğunu hepimiz biliyoruz. Tanrı, halkını Mısır’dan çıkarmak istiyordu. Tanrı, halkının Kendisine güvenmesi için ek sebepler göstermeyi amaçlıyordu. Firavun’un direnişi daha çok bela getirecek ve her yeni bela Tanrı’nın gücünü gözler önüne serecekti. Bu kadarla kalmayıp Musa, her beladan sonra şunu belirtmektedir: “Ve Rabbin söylediği gibi Firavun’un yüreği katılaştı ve onları dinlemedi”. Bu şekilde İsraillilerin Tanrı’ya daha fazla güvenmesi sağlanmıştı.Firavun’un boyun eğmek ya da ayaklanmak için “özgür iradesinin” olmasını istiyorsun ve bu yüzden de bu ayetin Firavun’un yüreğini Tanrı’nın değil, kendisinin katılaştırdığını söylediğinde ısrar ediyorsun. Fakat bunun ne anlama geldiğine bir bak. Tanrı, Firavun’un “özgür iradesine” bağlı olurdu ve gelecekte olacakları Musa’ya ve halkına bildiremezdi. Ancak, Tanrı Firavun’un yüreğini katılaştırmıştır. Tanrı, Firavun’un harekete geçmesine sebep oldu ve Firavun’un da bu durumda doğasının gerektirdiği gibi davranmaktan başka bir seçeneği yoktu. Gördüğün gibi bu ayet, “özgür iradeyi” desteklemek için değil, şiddetle onun karşısında durmak için kullanılabilir.

Tez 7:   Erasmus’un Romalılar 9:15-33’ü yorumlayış biçimi.

Bu bölüm sana inanılmaz derecede işkence ediyor. Her ne pahasına olursa olsun “özgür iradeyi” savunmaya kararlısın, bu nedenle birbiriyle çelişen bir sürü söz söylüyorsun, özellikle Tanrı’nın önbilgisi hakkında. Bu konuda çok açık olalım. Örneğin, Tanrı Yahuda’nın İsa’yı elvereceğini önceden biliyordu. Bu nedenle Yahuda İsa’yı ele veren kişi olmak zorundaydı. Yahuda’nın bunun dışında davranmak için herhangi bir gücü yoktu. Tabi ki Yahuda, doğasına uygun olarak ve özgürce davrandı. Tanrı önceden, Yahuda’nın nasıl davranacağını biliyordu ve kararlaştırdığı zamanda bu davranışın gerçekleşmesini sağladı.İnsanın sözde önbilgisinden bahsetmek sana bir fayda sağlamaz çünkü Tanrı’nınkinden çok uzaktır bu önbilgi. Örneğin, bir tutulmanın olacağını biliyoruz. Ama bu tutulma, onun olacağını önceden bildiğimiz için olmaz. Fakat eğer Tanrı birşeyi önceden bilirse, o şey Tanrı onu önceden bildiği için olur. Eğer bunu kabul etmezsen Tanrı’nın tüm vaatlerini ve tehditlerini hafife almış olursun. Tanrı’nın kendisini reddedersin.Pavlus’un, Tanrı’nın önceden bildiği şeyi arzuladığını ve bu nedenle de o şeyin olması gerektiğini öğrettiğini kabul etmekle mantıklı bir anlayış sergiliyorsun. Ama sonra bunun çok zor olduğunu söyleyerek herşeyi mahvediyorsun. Ve sonra, Pavlus’un aslında bu konuyu açıklamadığını yanlızca kendisiyle tartışmaya giren kişiyi azarladığını söyleyerek kaçmaya çalışıyorsun (Romalılar 9:20). Kutsal Yazılara böyle muamele edilemez. Bölüme kısaca bakacak olsak bile Pavlus’un bu konuyu açıkladığını görebiliriz. Aslında, eğer açıklamasına karşı çıkanlar olmasaydı Pavlus’un kişileri bu şekilde azarlamasına gerek kalmazdı. Pavlus, Çıkış 33:19’dan alıntı yapmaktadır: “Ve dedi: Ben bütün iyiliğimi senin önünden geçireceğim, ve Rabbin ismini senin önünde ilan edeceğim; ve lütfedeceğim adama lütfedeceğim, ve acıyacağım adama acıyacağım.” Bundan sonra Pavlus, Tanrı’nın merhametinin ya da katılaştırmasının insanın iradesiyle ilişkili olmadığını fakat yanlızca Tanrı’nın kendisine dayandığını söylemektedir. Pavlus, Tanrı’nın önbilgisinin insanların yapacağı davranışların teminatı olduğunu açık bir şekilde belirtmektedir. Tabi eğer Tanrı’nın önbilgisiyle insanın “özgür iradesini” aynı zamanda ispatlamaya çalışacak olursak karşımıza sorunlar çıkacaktır – aynı sayının hem dokuz hem de on olduğunu göstermeye çalışmak gibi bir şey olacaktır bu!Pavlus burada, “özgür iradeleri” olmadığı ve herşeyin yanlızca Tanrı’nın iradesine dayandığı düşüncesini reddedenleri azarlamaktadır. İşte tam bu noktada Tanrı’nın korku ve saygı uyandırıcı, muhteşem hükümlerine hayranlıkla yaklaşıp, “Gökte olduğu gibi yeryüzünde de senin istediğin olsun” (Matta 6:10) denmelidir.

Tez 8:   Doğal mantık, Tanrı’nın iradesinin kudretini kabul etmelidir.

Doğal mantık, önbilgisine güvenilemeyen ve engellene- bilen bir “Tanrı’nın” çok zayıf ve acınacak bir Tanrı olacağını itiraf etmelidir. Tabi ki insanlar, iyi olan Tanrı’nın insanların günahlarından ve sonsuzluk boyunca işkence çekmelerinden zevk alıyormuşçasına onları terk- edip, katılaştırıp, mahkum etmesi düşüncesine karşı çıkacaklardır. Bu konu üzerinde ben de birden fazla defa bocaladım ve öylesine bir üzüntüye düştüm ki yaratılmış olmamayı istedim. (Bunlar, ben bu üzüntünün ne denli insana sağlık veren ve lütufa yakınlaştıran bir şey olduğunu öğrenmeden önceydi). İşte bu nedenle insanlar kendi “açıklamalarını” yapmaya ve Kutsal Kitap’ta açıkça öğretilenlere kendi mantıklarını uyarlamaya çalışmışlardır.Fakat mantık, buna inanmasa ve Kutsal Kitap diye birşey olmasa bile, Tanrı’nın kudretini kabul etmek zor- undadır çünkü insanların vicdanlarına yazılı olan iki şey vardır: Tanrı kadirdir ve istisnasız ve yanlışsız olarak her şeyi önceden bilir.

Tez 9:   Romalılar 9:15-33’e ilişkin – devam.

Romalılar 9:20,21’de  Pavlus, insanların kil, Tanrı’nın da çömlekçi gibi olduğunu söyler. Burada Pavlus’un insanın “özgür iradesi” olduğunu reddetmek için bu örneği kullandığından daha açık hiçbir şey olamaz. Pavlus’un bu mektubu yazmaktaki tek amacı eğer insanda kendini kurtaracak güç varsa, lütfun faydasız olduğunu göstermektir. Ve 11:20-23 ayetlerinde Pavlus, diğer uluslardan olan birçoklarının da kurtulacağını söylerken bunu o kişilerin “özgür iradelerine” değil, Tanrı’nın yaptıklarına bağlıyor Tanrı’nın kişileri “aşılaması”.

Tez 10: Tanrı’nın kadirliği ve “özgür irade” bir arada yaşayamazlar.

Senin kullandığın mantığa bir örnek. Şöyle diyorsun: “Tanrı’nın karşı konulmaz önbilgisince Yahuda ihanet edecek kişi olarak belirlenmişti, buna rağmen Yahuda arzusunu değiştirebilirdi”. Ne söylediğinin farkında mısın? Eğer sen doğru söylüyorsan, Yahuda’nın Tanrı’nın önbilgisini değiştirecek ve onu güvenilmez yapabilecek gücü vardı. Fakat sen esas sorunla ilgilenmiyorsun. Ordusunu savaşa götürüp, yardıma en fazla ihtiyacı olduğu anda bırakıp giden bir komutan gibisin! Başka şeyden konuş- maya başlıyorsun Tanrı’nın kudretiyle insanın iradesi bozulabilir mi, bozulamaz mı? Ben bir şey soruyorum, sen başka bir şeye cevap veriyorsun! Ama peşini bu kadar kolay bırakmayacağım. Kendi çelişkinle yüzleşmelisin. Bu ikisi nasıl olurda birbiriyle uyuşur? “Yahuda, ihanet etmemeyi arzulayabilir” ve “Yahuda ihanet etmelidir”. Bunlar birbirine tamamen zıt ve çelişkili değil midirler?

Tez 11: Erasmus’un Malaki 1:2-3’ü yorumlayış biçimi.

Şimdi, benim “özgür irade” konusundaki düşüncemi bir olasılıkla destekleyebileceğini söylediğin fakat buna inanmadığın iki bölümden ikincisine dönmeliyiz. Söylemeye çalıştığın şey nedir? Tekvin 25:23’de: “Büyüğü küçüğüne kulluk edecektir” diyor. Yaptığın “açıklama” şu: “Doğru anlaşıldığı taktirde, insanın kurtuluşuyla ilgili değildir; çünkü Tanrı, bir kişiyi sonsuz kurtuluştan reddetmeyip aynı zamanda o kişinin bir kul ve aşağı bir insan olmasını arzulayabilir”.Gerçekten kaçmak için ne de zeki bir düşünüş! Ama kaçamazsın. Pavlus’un Romalılar 9:12-13’ü nasıl ele aldığını bir düşün. Hıristiyan öğretisinin temelini atarken Pavlus, Kutsal Yazıları saptırıyor mu? Tabi ki hayır! Jerome şu sözleri söylemeye cürret edebilmiştir: “Pavlus ağızından güçle çıkan şeyler, orijinal içeriklerinde aynı güce sahip değildirler”. Jerome bunu söyleyebilir fakat bu hiçbir şeyi kanıtlamaz. Jerome gibi insanlar ne Pavlus’u ne de alıntı yaptığı ayetleri anlayabilmektedirler. Tekvin 25:21-23’ün yalnızca bir kişinin diğerine kulluk edeceğini söylediğini kabul edemem, ama bir an için öyle olduğunu varsayalım. Buna rağmen, ne Yakup ne de Esav’ın hiçbir payı olmadığını kanıtlamak için Pavlus’un bu ayetlerden alıntı yaptığını görebiliriz. Pavlus, bu kişilerin kendileri hakkında söylenenleri “özgür iradeleriyle” mi elde edip etmediklerini tartışmakta ve öyle olmadığını kanıtlamak- tadır. Herşey her ikisi de doğmadan önce kararlaştırılmış- tır.Pavlus’un Tekvin 25:23’deki sözleri yanlızca hizmet ediş olarak algılanmamalıdır. Sonsuz kurtuluş ile de ilgilidir. Yakup Tanrı’nın halkının bir üyesiydi. Ona verilen vaat, Tanrı halkına ait olan herşeyi içeriyordu bereket, Söz, Ruh, Mesih vaadi ve sonsuz krallık. Bu, Tekvin 27:27’den itibaren gözükmektedir. Bu nedenle Jerome’a vereceğimiz cevap şudur: elçiler tarafından alıntı yapılan tüm ayetler, orijinal içeriklerinde daha güçlüdürler!Pavlus’un alıntı yaptığı Malaki 1:2-3’e gelince, şöyle diyor: “Sizi sevdim, Rab diyor. Ve siz: Ne ile bizi sevdin? diyorsunuz. Esav Yakubun kardeşi değil mi idi? Rabbin sözü; ve ben Yakubu sevdim; ve Esavdan nefret ettim, ve onun mirasını çölün çakallarına verdim.” Sen, Erasmus, bu kelimelerin basit anlamlarından üç şekilde kaçmaya çalışıyorsun.Birinci yol, içinde insanın sahip olduğu tutkuların izine bile rastlanmayan Tanrı’nın sevgisi ve nefretinin insanınkinden farklı olduğu için bu kelimeleri gerçek anlamlarıyla algılayamayacağımızdır. Tanrı’nın sevgisinin ve nefretinin insan tutkularını içermediğini biliyoruz ancak burada karşı karşıya olduğumuz şey, bizleri Tanrı’nın nasılsevip, nefret ettiği değil, neden sevip, nefret ettiğini sormamızı gerektirmektedir. Fakat sen dikkatleri Tanrı’nın nasıl sevip, nefret ettiğine çektiğinden, kısa bir süre için bunu göz önüne alalım ve sana bir faydası olup, olmadığını görelim. Bunun bir faydası yoktur. Tanrı’nın sevgisi ve nefreti bizlerin ki gibi değişmez. Tanrı’da bu ikisi, sonsuz ve değişmezdir. Sevgi ve nefret, daha “özgür irade” ortada yokken belirlenmişti, bu nedenle Tanrı’nın sevgisi ve nefreti kişinin cevabını beklemez. Tanrı’nın Yakub’u sevip, Esav’dan nefret etmesine ne sebep olmuş olabilir? Onların yaptıkları birşey olamaz çünkü, Tanrı’nın onlara karşı tavrı daha onlar doğmadan önce belirlenmişti. Bu aşamada pek “özgür iradeyi” kullanma diye bir şey olamaz!Bu sözlerin basit anlamından kaçmak için kullandığın ikinci yol şudur: Malaki’nin burada bahsettiği nefretin, bizleri sonsuz mahkumiyete götüren nefret gibi gözükmediğini söylüyorsun. Malaki’nin, yanlızca dünyada karşılaşılan güçlüklerden bahsettiğini ileri sürüyorsun. Yine söylemeliyim ki bu, Pavlus’un Kutsal Yazıları yanlış kullandığını ileri süren bir iftiradır. Bu yolun sana bir faydası olup olmadığına bakalım. Kesin olan şudur ki, Pavlus’un buradaki amacı, herhangi bir kazancın olmadığını ve “özgür iradenin” kullanılmadığını vurgulamaktır. Pavlus, dünyada yaşanan bazı şeylerden bahsediyor olsa bile yine Yakup ve Esav’ı kullanarak uygun bir örnek vermektedir. Her durumda, Malaki’nin sadece dünyada deneyim edilen şeyler hakkında yazdığını ileri sürmek yanlış olur. Ayetin içinde bulunduğu bölüm bizlere Tanrı’nın sevgisine cevap vermedikleri için Malaki’nin amacının İsrail’i azarlamak olduğunu göstermektedir. Tanrı’nın onlara olan sevgisi dünyasal bereketlerin çok üstünde bir değere sahiptir, çünkü bölüm bize gösteriyor ki Tanrımız, herşeyin Tanrısıdır. Onların topal ve hasta bir hayvanla kendisine sundukları yarım tapınışla (Malaki 1:13) yetinecek bir Tanrı olmayacaktır İsrail’in Tanrısı! Şimdinin ve şimdiden sonrasının, tüm meselelerin, her durumun, her zamanın ve yaptıkları herşeyin Rab’bi olan Tanrı’ya gerçek tapınış tüm yürekleri ve güçleri ile olmalıydı.Kullandığın üçüncü yol, Tanrı’nın bazı Yahudileri sevip bazılarını sevmediğini söylemektir. Bu düşünüşünün, bazı Yahudilerin inanmadıkları için kesilip atılmayı hakket- melerine; ve yine, yaptığın “açıklamanın” bazı Yahudilerin iman edip, yeniden aşılanmayı hakketmelerine olanak sağladığını ileri sürüyorsun.Ne söylediğini bilmiyorsun! İnsanların imansızlık yüzünden kesilip atıldıklarını, imanla tekrar aşılandıklarını ve iman etmeye teşvik edilmeleri ve uyarılmaları gerektiği- ni çok iyi biliyorum. Fakat bunun “özgür iradenin” gücüyle inanıp, inanmamakla hiçbir ilgisi yoktur.

Tez 12: Çömlekçi ve kil.

Benim düşüncemi muhtemelen desteklediğini söylediğin üçüncü ayet İşaya 45:9 dur: “Kendisine şekil verenle çekişenin vay başına! Yerin çömlek parçaları arasında bir çömlek parçası! Balçık kendisine şekil verene: Ne yapıyorsun? Yahut senin elinin işi sana: Elleri yok, der mi?” Ayrıca, Yeremya 18:6: “İşte balçık, çömlekçinin elinde nasılsa, siz de benim elimde öylesiniz, ey İsrail evi”. Bu ayetler çok açıkça beni destekliyor fakat çömlekçinin işlerini, bu dünyadaki deneyimlerimize benzeterek bu ayetlerin anlamlarını zayıflatmaya çalışıyorsun. Pavlus bu ayetleri Romalılar 9. Bölümde kullandığında onları kişisel seçilmişlikle ilişkilendirdiğini ileri sürüyorsun. Bu Pavlus’a iftira atmaktır. Daha sonra yarattığın tüm bu karmaşaya bir de II. Timoteyus 2:20-21’i katıyorsun: “Büyük bir evde yanlız altın ve gümüş kaplar değil, tahta ve toprak kaplar da vardır. Kimi onurlu, kimi bayağı iş için kullanılır. Eğer bir kimse bayağı olandan arınırsa, onurlu amaçlara uygun, kutsal kılınmış, efendisine yararlı ve her iyi işe hazır bir kap olacaktır.” Pavlus’un burada İşaya 45:9; Yeremya 18:6 ve Romalılar 9’daki aynı tema hakkında yazdığını söylüyorsun. Kilden yapılmış bir çömleğin kendini arındır- ması düşüncesiyle alay ediyorsun. Fakat daha sonra Pavlus’un çömleğe gerçekten de böyle yapmasını buyurduğunu söylüyor ve kendi çıkarın için bu nedenle çömleğin “özgür iradesi” olan insanı temsil ettiğini ileri sürüyorsun.Benim cevabım, II. Timoteyus 2:20-21’in diğer bölümlerle aynı şeyden bahsetmediği gerçeğinde yatmak- tadır. Güncel hayattan bir örnek vererek, tamamen farklı bir konuyu açıklamaktadır – inanlının kişisel tanrısallığı. Ve burada eyleme geçmesi söylenen çömlekler değil, inanlılardır. Tanrı’yı aşağılayan herşeyden kendilerini arındırmalıdırlar. Çömleklere gelince, bazıları onurlu, bazıları onursuzdur ve ne için kullanılacaklarına kendileri değil, efendileri karar verir.

Tez 13: Tanrı’nın doğruluğu.

Şimdi ise insan mantığına sığınıyorsun. Tanrı’nın kötüleri sonsuz ateşe atma hakkına sahip olduğunu kabullenemiyorsun. Bu mantıksız diyorsun, çünkü Tanrı onları o şekilde yarattı. Gerçek en sonunda ortaya çıktı! Kendini Pavlus’un Romalılar 9:19’da sözünü ettiği homurdanan kişilerin yerine koyuyorsun: “Öyleyse Tanrı insanı neden hala suçlu buluyor? O’nun isteğine kim karşı durabilir?” Yani insan mantığı, insanın neyi doğru neyi yanlış bulduğuna göre Tanrı’nın hareket etmesini gerektirir. Herşeyin yaradanı yüce Tanrı, yaradılışına boyun eğmeli, öyle mi! Kurallar öyle olmalı ki Tanrı, yanlızca bizim suçlu bulduğumuz kişileri mahkum edebilmeli! Tanrı hakketme- yenleri kurtardığı zaman kimse sesini çıkarmaz. Ama Tanrı onları mahkum ettiğinde büyük bir protesto başlar. İnsan yüreğinin kötülüğü işte burada karşımıza çıkmaktadır. İnsanlar böyle düşündüklerinde, Tanrı’yı Tanrı olarak övmekte başarısız olmaktadırlar. Tanrı’yı, kadir hakkından mahrum ederler. Adil bir Tanrı’nın tanrısız insanları nasıl kurtardığını, cennete gidene kadar asla anlayamayacağız. Öyleyse, adil bir Tanrı’nın tanrısızları nasıl mahkum ettiğini nasıl anlarız? Ancak iman, İnsanoğlu gözükünceye dek bunun böyle olduğuna inanmaya devam edecektir.

Tez 14:  Pavlus, insanın kurtuluşu konusunda yanlızca Tanrı’ya pay çıkarır.

“Açıklamalarında” ısrar etmediğin sürece, Kutsal Yazılarda hiçbir çelişki bulunmaz. Bunu yaptığın zaman karışıklık çıkar. Örneğin, “Eğer bir kimse…arınırsa…” (II. Timoteyus 2:20-21) ile “…etkin kılan…Tanrı’dır” (I. Korintliler 12:6) arasında bir çelişki yoktur. Birincisi sadece, insanın yapması gerekeni ortaya koyar. Bu ise, kişinin lütuftan ayrı olarak “özgür iradeyle” bunu yerine getirebileceği anlamına gelmez. Bir buyruk verildiğinde, o buyruğu yerine getirme yetisinin varlığının olduğu anlamına geldiğinden emin olduğunu biliyorum. Ama bu bir saçmalıktır. İkinci ayet ise, açıkça herşeyin Tanrı’nın bir işleyişi olduğunu belirtir. Bir çelişki yoktur. Pavlus, insanın kurtuluşunun yanlızca Tanrı’nın gücüyle olduğu öğretisinde tamamen istikrarlıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.