Denizevleri 212. Sokak No:7 Atakum/SAMSUN
+90536 973 4679

İncil Kayıtlari Güvenilir mi?

Marangozdan Öte Josh Mc Dowell

İncil, İsa hakkındaki başlıca tarihsel kaynaktır. Bu yüzden on dokuzuncu ve yirminci yüzyılda birçok eleştirmen, incil belgelerinin güvenilirliğine saldırmıştır. Tarihsel temeli olmayan ya da arkeolojik araştırmalar ve buluşlarla modası geçmiş sayılan bu türden bir çok suçlama vardır.


Üniversitede ders verdiğim sırada, edebiyat öğrencilerini beraberinde getirmiş olan bir profesör çıkışta beni yakaladı. “Siz, Mesih hakkındaki bütün iddialarınızı ikinci yüzyılda yazılmış çağdışı belgeler üzerine kuruyorsunuz. Bugün sınıfa incil’in Mesih’ten ne kadar uzun süre sonra yazıldığını, bu yüzden de doğru olamayacağını anlattım.”


“Ama sizin de incil hakkındaki düşüncelerinizin ve sonuçlarınızın modası yirmi beş yıl önce geçti” diye yanıt verdim.

Profesörün İsa’ya ilişkin kayıtlar üzerindeki düşünceleri, Alman Eleştirmeni F.C. Baur’un kararlarından kaynaklanıyordu. Baur incil ayetlerinin ikinci yüzyılın sonunda yazıya geçirildiğini ortaya attı. Bu kayıtların, İsa’nın yaşamıyla, bunların yazıya döküldükleri zaman aralığında gelişen efsanelerden ve söylentilerden kaynaklandığı sonucuna varmıştı.

Bununla birlikte yirminci yüzyılda, arkeolojik buluşlar incil metinlerinin doğruluğunu saptamıştır. İlk papirüs metinlerinin bulunuşu (John Ryland metni, M.S. 130; Chester Beatty Papirüsü. M.S. 155 ve Bodmer Papirüsü II M.S. 200) Mesih’in zamanıyla sonraki metinler arasındaki aralığı kapatmıştır.


incil’in eski Yunancası ile (Grekçesiyle) papirüs dilini kıyaslamanın sonucunda incil metinlerinin doğru iletildiğine ilişkin güven artmıştır. Böyle buluşlar aydınların incil’e olan güvenlerini de etkilemiştir.


Dünyanın en önde gelen incil arkeologlarından William Albright şöyle demiştir: “Artık incil metinlerinin tüm bölümlerinin yaklaşık M.S. 80 yılında, yani günümüz eleştirmenlerinin iddia ettiklerinden tam olarak iki nesil önce yazıldığını kesinlikle söyleyebiliriz. Bence incil’in her bölümü M.S. ilk yüzyılda, kırklı ve seksenli yıllar arasında yazılmıştır. (Büyük olasılıkla M.S. 50 ve 70 yılları arasında).


William Ramsay gelmiş geçmiş en büyük arkeologlardan biri olarak kabul edilir. Bu kişi incil’in Elçilerin İşleri bölümünün, ilk yüzyılın ortasında değil, ikinci yüzyılda uydurulduğunu savunan bir Alman tarih okulunun öğrencisiydi. Ramsay, incil’in Elçilerin İşleri bölümü üzerine yazılmış çağdaş yorumları okuduktan sonra, o zamanki olayları (M.S. 50) doğru olarak yansıtmadığı sonucuna vardı. Bu metinlerin geçerli olamayacağını düşünüyordu. Bu yüzden Ege bölgesinde yaptığı araştırmalarda incil’e fazla yer vermedi. Ne var ki çalışmalarının sonunda Luka’nın kayıtları üzerinde düşünmeye başlamıştı. Tarihsel ayrıntılardaki ince doğruluğu dikkatle gözlemledi. Elçilerin İşleri bölümüne bakışı yavaş yavaş değişiyordu. En sonunda şu gerçeği kabul etti: “Luka birinci sınıf bir tarihçidir. En büyük tarihçiler arasında yer almalıdır.” En ufak ayrıntıların ve noktaların doğruluğu karşısında Ramsay bu kitabın ikinci yüzyıla değil, ilk yüzyılın ortalarına ait olduğu sonucuna varmıştı.

Liberal aydınların çoğu da incil metinlerinin daha önce yazıldığını kabul etmek zorunda kalmıştır. Bunlardan biri yaptığı araştırmalar sonucunda incil’in tümünün Kudüs’ün yıkımından, yani M.S. 70 yılından önce yazıldığını söylemiştir.

Günümüzün Biçim Eleştirmenleri, incil metinlerinin ağızdan ağıza geçip değiştikten sonra yazıldığını ileri sürmektedir. Onlara göre incil kayıtları halk edebiyatı (efsaneler, mitler, masallar ve öyküler) şeklini almıştır.


Buna karşılık, sözlü geleneğin yazıya geçmeden önce değişip gerçekliğini yitirmesine neden olacak kadar uzun bir zaman geçmemiştir. incil okulu profesörlerinden biri, zaman kısalığı unsuruna değinirken şunları söylemiştir: “Genellikle ilkel kültür halkları arasında folklorun birikimi, nesiller boyu süren bir zaman alır. Yüzyıllara yayılan yavaş bir süreçtir. incil anlatılarının ise yüzyıldan daha kısa bir sürede yazıldığı ve toplandığı sonucuna varmak zorundayız.”


Biçim Eleştirmenleri İsa’nın sözleri geleneğini gerektiği kadar sıkı bir şekilde incelemiyorlar. incil: 1.Korintliler 7:10,12,25 ayetleri, bu sözlerin yazıya geçirilmesinin ve korunmasının ne denli dikkat ve titizlikle yapıldığını ortaya koyuyor. Yahudi dininde, öğrencinin din hocasının öğretisini ezberlemesi gerekliydi. İyi bir öğrenci bir damla bile su kaçırmayan sağlam bir kuyuya benzetilirdi. Rab’bin öğretişinin çoğu, kolay ezberlenecek Aramice şiir şeklindeydi.


Michigan Üniversitesi ilk çağ tarihi profesörlerinden Maier şöyle yazmıştır: “Mesih inancının, uzun bir zaman süresi içinde gelişen doğu mitolojisi olduğu ve olayların asıl tarihlerinden çok daha sonra yazıldıkları doğru değildir.” Yalnızca tarihsel yönteme ve bakışa sahip olmayan çağdaş eleştirmenler, incil geleneğinin çevresine böyle bir spekülasyon ağı örebilir. Yirmi yıldan elli yıla kadar bir zaman aralığı, ana içeriğin değişmesi şöyle dursun, İsa’nın belirli sözlerinin bozulması için bile kısa bir süre sayılır.


incil hakkında konuşurken, insanlardan sık sık alaycı bir tavırla incil’in sözlerine güvenilmeyeceğini işittim. Neden? Çünkü 2000 yıl önce yazılmıştır. Yanlışlarla ve çelişkilerle doludur. Ben incil’e güvenebileceğim yanıtını veririm. Sonra da tarih dersi sırasında geçen bir olayı paylaşırım. O ders sırasında incil’in güvenilirliğine ilişkin on klasik edebiyat eserinin toplamından daha çok kanıt olduğunu söylemiştim. O anda kenarda bir yerde oturan profesör kahkahalar atmaya başladı. Kendisine dönüp neden güldüğünü sordum. Karşılık olarak, “Bir tarih dersinde incil’in güvenilir olduğunu söylemeye cesaret ediyorsun. Bu çok gülünç” dedi. Aslında insanların böyle tepki göstermesine sevinirim, çünkü onlara şu soruyu sorma fırsatı çıkar (Soruma, şimdiye kadar hiç olumlu yanıt alamadım): “Bir tarihçi olarak, söyleyin bana profesör; bir tarih yazıtının doğru ve güvenilir olup olmadığını belirlemek için hangi testleri uygularsınız?” Profesörün uygulayacak testi yoktu. “Ama benim var” dedim. incil’in tarihsel güvenilirliği, diğer tarihsel belgelerin uygulandığı üç temel tarih bilim ilkesi ile değerlendirilebilir.

BİBLİYOGRAFİK TEST

Bibliyografik test, belgelerin elimize ulaşana dek geçirdiği nakillerin incelenmesidir. Başka bir deyişle, özgün belgelere sahip olmadığımızdan, el yazmalarının (EL) sayısına bakarak, incil metinleri ne kadar güvenilirdir?

Diğer eski ve önemli kaynaklarla kıyaslarsak incil’in el yazmalarının zenginliği şaşırtıcıdır.

Tukidides’in tarihçesi (460-400 M.Ö.) en erken M.S. 900 yılında, yani yazıldığı zamandan 1.300 yıl sonra, sekiz el yazması halinde elimizde bulunmaktadır. Bunun gibi Herodot’un tarihçesi az sayıdadır ve daha erken yazılan kopyaları yoktur. F.F. Bruce bu gerçekten şöyle bir sonuç çıkarıyor: “Hiçbir tarihçi kalkıp Herodot ya da Tukididus’un doğruluklarından kuşku duymaz. Oysa, eserlerinin en erken el yazma kopyaları yazım tarihinden 1300 yıl sonraya aittir.”

Aristo şiirlerini yaklaşık olarak M.Ö. 343 yılında yazmıştır. Ama elimizde bulunan en erken kopya M.S. 1100 yılına aittir. Yani, arada 1400 yıllık bir zaman aralığı vardır. Üstelik bu el yazmalarının sayısı yalnızca beşdir.

Sezar, Gal Savaşları tarihçesini M.Ö. 58 ve 50 yılları arasında oluşturmuştur. Ne var ki en erken el yazmaları ölümünden 1000 yıl sonrasına aittir. Bundan daha önceki kopyalara sahip değiliz.

incil’in el yazmalarına gelince, elimizde o kadar çok gerçek bulunmaktadır ki, kıyaslayınca şaşkına dönebilirsiniz. Mesih’in yaşadığı çağla ikinci yüzyıl arasındaki zaman aralığını kapatan ilk papirüs el yazmasının bulunmasından sonra diğer el yazmaları da gün ışığına çıktı. Günümüzde bu tarihe ait 20.000’den fazla el yazması bulunmaktadır. İlyada’nın ise 643 el yazması vardır ve bu konuda incil’den sonra gelmektedir.

İngiliz Müzesi’nin kütüphane başkanı ve müdürü olan Sir Frederick Kenyon, aynı zamanda el yazmaları konusunda birinci derecede uzmandır. Kendisi şu sonuca varıyor: “incil’in özgün metinleriyle ilk bulunan el yazması kopyalar arasındaki zaman aralığı yok denecek kadar kısadır. incil’in ilk yazıldığı şekliyle elimize ulaştığına ilişkin kuşkulara yer kalmamıştır. Ayetlerin tümünün gerçekliği ve genel bütünlüğü sonunda kanıtlanmıştır.”

Bunlara ek olarak, incil’in Yunanca (Grekçe) uzmanlarından biri şunları ekliyor: “En erken el yazmaları, orijinallerinden bu denli geç yazılmalarına ve sayılarının az olmasına karşın, bazı aydınlar eski klasikleri güvenilir buluyorlar. O halde, incil metinlerinin güvenilirliği de fazlasıyla kanıtlanmıştır.”

Bibliyografik testin incil’e uygulanması, incil’in bütün eski yazıtlardan daha fazla yetkiye sahip olduğunu gösteriyor. Bu yetkiye 100 yıllık yoğun metin eleştirisini de eklerseniz gerçek incil’i elinizde tuttuğunuza inanabilirsiniz.

İÇSEL KANIT TESTİ

Bibliyografik test, şu anda elimizde tuttuğumuz metnin özgün metinle aynı olduğunu gösteriyor. Şimdi ise bu metnin güvenilir olup olmadığına bakalım. Eğer güvenilirse, ne dereceye kadar güvenilirdir?

Bu noktada eleştirmen, Aristo’nun şu deyişini savunmalıdır: “Kuşku belgeyi içtenlikle incelemeli, ama eleştirmenin gururuna alet olmamalıdır.” Başka bir deyişle, “Kişi belgenin söylediklerini analiz ederek dinlemeli, yazar açık yanlışlara yer vermiyorsa, kendiliğinden yanlış ya da sahte damgası vurmamalıdır.”

Tarihsel sorgulama için en gerekli rehberlerden biri de şu tarihsel yöntemdir: Yazarın ya da tanığın doğruyu yazma yeteneği metnin güvenilirliğini değerlendirmek için tarihçiye çok yardımcı olur.

Gerçeği anlatma yeteneği, kişinin olaylara yer ve zaman açısından ne derece yakın olduğuyla sıkıca bağlantılıdır. İsa Mesih’in yaşamının ve öğretişlerinin yazılı olduğu incil metinleri, görgü tanıkları ve bu görgü tanıklarını birinci ağızdan dinlemiş kişiler tarafından kayıt edilmiştir.

incil; Luka 1:1-4 — “Sayın Teofilos, birçok kişi aramızda olup bitenlerin tarihçesini yazmaya girişmiştir. Nitekim başlangıçtan beri bu olayların görgü tanığı ve Tanrı sözünün hizmetkârı olanlar bunları bize iletmişlerdir. Ben de tüm bu olayları ta başından özenle araştırmış biri olarak bunları sana sırasıyla yazmayı uygun gördüm. Öyle ki, sana verilen bilgilerin doğruluğunu bilesin.”

incil; 2.Petrus 1:16 — “Rabbimiz İsa Mesih’in kudretini ve gelişini size bildirirken uydurma masallara başvurmadık. O’nun görkemini kendi gözlerimizle gördük.”

incil; I Yuhanna 1:3 — “Evet, sizin de bizlerle paydaşlığınız olsun diye gördüğümüzü ve işittiğimizi size ilan ediyoruz. Bizim paydaşlığımız da Baba’yla ve O’nun Oğlu İsa Mesih’ledir.”

incil; Yuhanna 19:35 — “Bunu gören adam tanıklık etmiştir ve tanıklığı doğrudur. Doğruyu söylediğini bilir. Siz de iman edesiniz diye tanıklık etmiştir.”

incil; Luka 3:1 — “Sezar Tiberyus’un egemenliğinin on beşinci yılıydı. Yahudiye’de Pontiyus Pilatus’un valiliği sürüyordu. Celile’de Hirodes, İtureya ve Trahonitis bölgesinde Hirodes’in kardeşi Filipus, Abilini’de de Lisanyas yönetimin başındaydı.

Yazılmış olan olaylara bu denli yakınlık, tanık tarafından sunulan metnin doğruluğunu belirlemek için son derece etkili olur. Bununla birlikte tarihçi görgü tanıklarıyla da uğraşmak zorundadır. Çünkü görgü tanıkları olaya yakın bile olsalar, bilinçli ya da bilinçsiz yanlışlar yapabilirler.

Mesih’le ilgili incil kayıtları, o zaman hayatta olan kişilerin yaşamları boyunca dillerde dolaşmıştı. Bu kişiler olayların gerçekliğini onaylayabilir ve inkar edebilirlerdi. Müjdenin doğruluğunu savunurlarken, İsa hakkında insanlar arasında yaygın olan bilgiyi kullandılar. Yalnızca, “Bakın biz bunları gördük” demekle kalmadılar, ama karşıtlarına dönüp “Siz de bunları biliyorsunuz… Siz de gördünüz” diye meydan okudular. Kişi hasmına, “Sen de biliyorsun” derken dikkatli olmalı. Çünkü söylediklerinde yanlış varsa, hasmı bu yanlışı onun gözüne sokacaktır.

incil; Elçilerin İşleri 2:22 — “Ey İsrailliler, şu sözleri dinleyin: bildiğiniz gibi Nasıralı İsa, Tanrı’nın, kendisi aracılığıyla aranızda yaptığı mucizeler, harikalar ve belirtilerle kimliği kanıtlanmış bir kişidir.”

incil; Elçilerin İşleri 26:24-26 — “Pavlus bu şekilde savunmasını sürdürürken Festus yüksek sesle, ‘Pavlus, sen çıldırmışsın! Çok okumak seni delirtiyor!’ dedi. Pavlus, ‘Sayın Festus’ dedi, ‘ben çıldırmış değilim. Gerçek ve akla uygun sözler söylüyorum. Kral bu konularda bilgili olduğu için kendisiyle çekinmeden konuşuyorum. Bu olaylardan hiçbirinin onun dikkatinden kaçmadığı kanısındayım. Çünkü bunlar ücra bir köşede yapılmış işler değildir.’”

İlk vaizlerin hesaba kattıkları yalnızca dost görgü tanıkları değildi. İsa’nın ruhsal görevi ve ölümü konusunda karşıt düşüncelere sahip, daha az iyi niyetli kişiler vardı. Elçiler yaydıkları müjde doğru olmadığı takdirde, bu kişilerin yanlışları seve seve ortaya dökeceklerini biliyorlardı. Bu yüzden yanlış bir müjdeyi yaymaya cesaret edemezlerdi. Ne var ki tam tersini yaptılar. Karşıtlarına, “Siz de bunları biliyorsunuz” (incil; Elçilerin İşleri 2:22) dediler. Gerçeklerden sapma söz konusu olsaydı, dinleyicilerden yöneltilen sert eleştiriler ve düzeltmelerle karşılaşacaklardı.

Saint Petrus Koleji’nden Lawrence J. McGinley karşıt tanıklarla ilgili şunları söylüyor: “incil’deki olayların anlatımı tümüyle şekillendiğinde görgü tanıkları hâlâ hayattaydılar. Üstelik bu tanıkların arasında olup bitenlere son derece karşıt ve düşman olanlar vardı. Ancak anlatılan gerçekler, yanlışların düzeltilebileceği bir ortamda insanlara sunuldu.”

Chicago Üniversitesi’nden incil uzmanı Robert Grant bu konuyu şöyle sonuçlandırıyor: “incil’in yazıldığı dönemde görgü tanıkları vardı. Bu kişilerin tanıklıkları tümüyle göz ardı edilmedi. Yani incil, İsa Mesih’in yaşamı, ölümü ve dirilişine güvenilir bir tanık olarak kabul edilmelidir.”

incil’de yalnızca uydurukçuların kaçınabileceği birçok olay yazılıdır. Elçilerin krallıktaki yüksek yerler için tartışmaları, İsa’nın tutuklanışından sonraki kaçışları, Petrus’un İsa’yı inkârı, Mesih’in Celile’de mucizeler yapamayışı, bazı kişilerin O’nu “cinli” ya da “deli” diye suçlamaları, son günün zamanı hakkındaki acılık dolu anları, çarmıhtaki bağırışı ve bunun gibi diğer zayıflıklarıincil’in gerçekliğinden kuşku duymaz. Tek bir soydan bir avuç basit insanın bu denli güçlü, çekici, ahlâksal açıdan bu kadar yüce ve insan kardeşliğini amaçlayan bir kitabı uydurmaları incil’de anlatılanların hepsinden daha büyük bir mucize olurdu. Yüksek Eleştirinin ortaya çıkışından iki yüz yıl sonra bile, İsa’nın kişiliğinin, öğretişinin ve yaşamının ana hatları, Batı insanının tarihinde en büyüleyici olgu olma özelliğini koruyor.

DIŞSAL KANIT TESTİ

Üçüncü tarihsellik testi dışsal kanıtlarla uygulanır. Bunun için diğer tarihsel gereçlerin belgelerdeki, içsel kanıtları onaylayıp onaylamadığına bakılır. Başka bir deyişle, incil’in doğruluğunu, güvenilirliğini ve gerçekliğini kanıtlayan incil’den başka hangi kaynaklar vardır?

Bilinen diğer tarihsel ve bilimsel gerçeklerle uyum içinde olması ve onaylanması kanıtları güçlendirir.

Elçi Yuhanna’nın iki arkadaşı Yuhanna’nın kendi sözleriyle içsel kanıtları destekliyor. Tarihçi Eusebius, Hierapolis’in gözetmeni olan Papius’un yazılarından şunları sıralıyor (M.S. 130): “İhtiyar (Elçi Yuhanna) şunu da söylerdi: ‘Markos, Petrus’un söylediği her şeyi doğru bir şekilde yazıya geçirdi. Mesih’in gerek sözlerini, gerekse yaptıklarını sırasına uygun olmamakla birlikte Petrus’un söylediği gibi kayıt etti. Kendisi Rab’bin yanında değildi, ama O’nun öğretişlerini bilen Petrus’la birlikteydi. Markos, Petrus’un söylediklerini yazarken hiç yanlış yapmadı; çünkü duyduklarını titizlikle yazmaya ve yanlış bir tümce kullanmamaya dikkat ediyordu.”

Lyons’un gözetmeni Irenaeus, Polycarp’ın öğrencisiydi. Seksen beş yıllık bir imanlı olan Polycarp ise İzmir’in gözetmeni ve Yuhanna’nın öğrencisiydi. Irenaeus şöyle yazıyor: “Petrus ve Pavlus müjdeyi Roma’da yayıp kilise kurarlarken, Matta yazdığı kitabı İbraniler arasında ve onların kendi dillerinde dağıttı. Onlar göçtükten sonra (ölüm. büyük olasılıkla 64 yılındaki Neron’un zulmü yüzünden) Petrus’un öğrencisi olan Markos, Petrus’un vaazını yazıya geçirerek bize verdi. Pavlus’un izleyicisi olan Luka, öğretmeninden öğrendiği müjdeyi bir kitap haline getirdi. Sonra Rab’bin öğrencisi Yuhanna, Ege bölgesinde bulunan Efes kentinde kendi kitabını yazdı.” (incil; Yuhanna 13:25, 21:20)

Arkeolojiyi çoğunlukla güçlü dışsal kanıtlar sağlar. Esinleme alanında değil, ancak kayıt edilen olayların gerçekliği konusunda belge sunarak müjdesel eleştiriye katkıda bulunur. Arkeoloji, eleştirmenler tarafından “tarihsel değil, ya da bilinen gerçeklere aykırı” diye rafa kaldırılan sayısız metnin doğruluğunu onaylamıştır.

Arkeolojinin William Ramsay’in ilk olumsuz düşüncelerini nasıl değiştirdiğine değinmiştik. incil: Elçilerin İşleri bölümünde, Luka’nın Ege bölgesinin o zamana ait kültürünü, coğrafyasını ve tarihsel konumlarını ne denli doğru bir şekilde yazdığını görmüştü.

Luka’nın yanlışlık yaptığından kuşkulanılmıştı. Ama doğruluğu daha sonra dışsal kanıtlarla onaylandığından, arkeolojinin incil kayıtlarını desteklediğini söylemek yerinde olur.

Klasik bir tarihçi olan A.N. Sherwin White, “incil’in Elçilerin İşleri bölümünü destekleyen tarihsel kanıtlar şaşırtıcıdır” diye yazmıştır. “Bu kitabın en ince ayrıntılarında bile var olan temel tarihselliği reddetme çabası, artık saçma görünmelidir. Romalı tarihçiler bunu çoktan biliyorlardı.”

incil’in tarihselliğini ve gerçekliğini yok etmeye ben de çok çalıştım. Ancak sonunda tarihsel açıdan güvenilir oluğu sonucuna vardım. Eğer bir kişi incil’i güvenilir değil diye reddediyorsa, eski edebiyata ait tüm eserleri aynı nedenler yok etmelidir. İnsanlar incil’e ve diğer laik yazıtlara, ayrı testler ve standartlar uyguluyorlar. İncelediğimiz metin ister laik, ister inançla ilgili olsun aynı testi uygulamalıyız. Ben kendim bunu yaptım. incil’in İsa hakkındaki tanıklığının tarihsel olarak güvenilir olduğuna inanıyorum.”

Metinsel ve tarihsel olarak bu denli mükemmel bir tanıklığa sahip olan, üzerinde zekice karar verilmesi gerekilen ve bu kadar tarihsel veri içeren eskiye ait hiçbir belge yoktur. Dürüst bir kişi böyle bir kaynağı rafa kaldıramaz. Mesih inancının tarihsel belgelerinden kuşku duymak ne yazıkki mantığa uymayan (doğaüstüne karşıtlıktan kaynaklanan) bir eğilimdir.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.